AnaSayfa > Prof.Dr. Jana Jabbour > Erdoğan, Arapların da 'Reis'i...

Erdoğan, Arapların da 'Reis'i...

Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Arap dünyasında da “Reis” olarak görülüyor.

05.Aralık.2017 Salı 12:27
A A A

Arap halkı (çoğunluğu Lübnan, Ürdün ve Suudi Arabistan’dakiler olmak üzere) sosyal medyada özellikle Recep Tayyip Erdoğan’a karşı içten desteklerini göstermek için whatsapp grupları ve sayfalar açıldı.

Arap dünyasında yaşayan çoğu Türk ve Türkmen, Erdoğan’a inanıyor ve güveniyor. Çünkü Erdoğan’ın başbakanlığı ve cumhurbaşkanlığı döneminde Türk ve Türkmenlerin yaşam koşulları iyileşti.

TİKA ve Türk Kızılay’ı bu nüfusa birçok hizmet sundu. (Bedava Türkçe dil kursları, Türkiye’de okumak için burslar, yaşadıkları köy ve şehirlerin altyapısının iyileştirilmesi).

Sonuç olarak, Türkler ve Türkmenler artık Türkiye’ye ait olma ve Türkiye tarafından korunma konusunda daha fazla duyguya sahip.

KARİZMATİK BİR LİDER

Çoğu Arap, Erdoğan’ı Ortadoğu ve ümmet için bir umut olarak görüyor. Erdoğan’ın Batı’ya kafa tutma ve Müslüman dünyasının davasını savunma ( Özellikle 2009’daki Davos çıkışı ve Mavi Marmara’yı Gazze’ye göndermek için yeşil ışık yakması) cesaretine karşı minnet duyuyorlar.

Erdoğan’ı Doğu-Batı ilişkilerini yeniden dengeleyecek, Ortadoğu’yu dünya sahnesinin merkezine yerleştirecek ve İslam medeniyetinin rönesansına katkıda bulunacak bir lider olarak görüyorlar. Onu karizmatik bir lider, bir reis olarak görüyorlar.

AB ve Batı, güçlü ve bağımsız Müslüman liderlere alışkın değil. Geçtiğimiz on yıllık dönemlerde Batı hükmedebileceği, Batı’ya karşı aşağılık duygusu olan liderlerle iş birliği yaptı. (Gamal Abdelnasser gibi birkaç istisna dışında). Bugün ise, Arap davasını savunacak cesarette ve bağımsız bir dış politika izleyen bir liderle karşı karşıyalar.

ARAPLARIN SESİNİ DUYURABİLİR

Türkiye, Ortadoğu yenilenmesini teşvik edebilir.

Birincisi, ekonomik ve ticari ilişkiler yoluyla, Ortadoğu’nun ekonomik olarak gelişmesine ve refaha erişmesine yardımcı olabilir. Bölgede ekonomik bir karşılıklı dayanışma oluşturmak herkes için faydalı.

İkincisi, Ortadoğu’da zulüm gören insanların sesi olabilir. Çünkü Türkiye, küresel ilişkilerde önemli bir aktör ve güçlü bir devlet. Türkiye, örneğin Filistin davasını savunmaya devam ederek Arapların sesini duyurabilir.

Üçüncüsü sosyal ve kültürel düzeyde, Erdoğan alternatif bir modernite sunmasıyla ayrı bir güce sahip: Yerel değerlere ve geleneklere dayalı aynı zamanda da batı ve küreselleşmeye açık bir modernite. Erdoğan Batı’ya itaatkâr olmayan bir modernite öneriyor.

Ve bu da Ortadoğu insanı için çok önemli. O Müslüman bir ülkenin aynı zamanda modern ve dünyaya açık olabileceğini gösteriyor. Son olarak Türkiye, Sünni-Şii bölünmesinin ötesinde ümmetin birliğini teşvik etmelidir.

Avrupa kendi kimliğini arıyor

Avrupa son zamanlarda pek çok sorunlar karşı karşıya; işsizliğin artmasıyla ekonomik durumun kötüye gitmesi, yaşlanan nüfus ile demografik kriz, geleneksel partilerin itibarının bozulması ve popülizmin yükselişi.

İslamofobi, popülist Avrupa liderleri tarafından “İslami tehdit” konusunda ortak bir korku oluşturarak oy kazanmak için bir araç olarak kullanılıyor.

Avrupa kendini kapatırken, küreselleşmiş dünyada kendi kimliğini arayışı içerisinde.

Büyüyen İslamofobi daha geniş bir bağlamda ele alınmadan anlaşılmaz: Küreselleşmenin çok ileri gittiği bir dönemde “farklılık” karşısında korku duygusu. Avrupa’da, DEAŞ ve diğer radikal örgütlerin yükselişi, İslamofobiyi, İslam ile şiddeti birleştirerek daha da besledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan alternatif bir modernite sunmasıyla ayrı bir güce sahip: Yerel değerlere ve geleneklere dayalı aynı zamanda da Batı ve küreselleşmeye açık bir modernite. Erdoğan Batı’ya itaatkâr olmayan bir modernite öneriyor. Ve bu da Ortadoğu insanı için çok önemli.

Avrupa Birliği ve Batı, güçlü ve bağımsız Müslüman liderlere alışkın değil. Geçtiğimiz on yıllık dönemlerde Batı hükmedebileceği, batıya karşı aşağılık duygusu olan liderlerle iş birliği yaptı. (Gamal Abdelnasser gibi birkaç istisna dışında).

Bugün ise, Arap davasını savunacak cesarette ve bağımsız bir dış politika izleyen bir liderle karşı karşıyalar. Bu onları korkutuyor. Bugünkü Türkiye’nin eski Türkiye’den çok farklı olduğunu, Türkiye’nin dünya yönetimine katılma hakkını talep eden bağımsız bir yükselen güç olduğunu anlamaları çok zor oldu.

Bu haber 237 kez okunmuştur

Yorumlar
YORUM EKLE
Henüz yorum yapılmamış.